Cezaevleri raporu: 10 ayda 22 mahpus yaşamını yitirdi

Diyarbakır Barosu, ÖHD ve TUAY-DER’in hazırladığı rapora göre, 10 ayda en az 22 mahpus, cezaevlerinde hayatını kaybetti.

Duvar’ın aktardığı habere göre Diyarbakır Barosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) tarafından cezaevlerindeki koşullarla ilgili rapor hazırlandı. 9 ayda (Ocak 2023-Eylül 2023) hazırlanan rapor, Diyarbakır Barosu binasında yapılan basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

Basın toplantısına ÖHD Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, Rosa Kadın Derneği ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

“Mahpuslar keyfi ve hukuk dışı disiplin cezalarına maruz bırakılıyor”

Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Adile Salman, baro, ÖHD ve TUAY-DER’e gelen başvurular, cezaevi ziyaretleri ve hazırlanan düzenli raporlarla verilerin elde edildiğini aktardı. Salman, Türkiye’nin farklı illerinde bulunan 19 cezaevinin, 60 defadan fazla ziyaret edildiğini ve başvurucu mahpuslarla görüştüklerini söyledi.

Başvuruların sağlık hakkı, tahliyelerin, sosyal hakların engellenmesi, işkence, kötü muamele ve ayrımcılık, adil yargılanma hakkı, ekonomik ve sosyal haklar, iletişim ve haber alma haklarının ihlalleri alanında yoğunlaştığını belirten Salman, 2017 yılından itibaren yürürlüğe giren yasalarla birlikte cezaevlerinde sınırlamaların artırıldığını, defakto uygulamaların etki alanlarının genişletildiğini söyledi. Salman, “Hapishaneler bu süreçten olumsuz etkilenmiş ve temel hak ve hürriyetlerin kullanımına ciddi sınırlamalar getirilmiştir. Hapishaneler, başta muhalifler olmak üzere siyasi iktidar tarafından ‘tehlikeli’ olarak değerlendirilen insanların tutulduğu mekânlar haline gelmiştir. İşkence, insanlık dışı ve kötü muamele, yalnızca politik mahpuslara değil; insanlık onuruna aykırı tutulma halini reddeden adli mahpuslara karşı da bir yöntem olarak uygulanmaktadır” dedi.

Mahpusların keyfi ve hukuk dışı disiplin cezalarına maruz bırakıldığını söyleyen Salman, “İmralı Ada Hapishanesi’nde süregelen mutlak iletişimsizlik hali, haksız disiplin cezaları ve matbu gerekçelerle reddedilen avukat ve aile görüşme talepleri ile ortaya çıkan tecrit hali bunun en tipik örneğini oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

“22 mahpus yaşamını yitirdi”

Hasta mahpusların durumu hakkında konuşan Salman, “Türkiye hapishanelerinde sağlığa erişim hakkının engellenmesi, kelepçeli muayene dayatması, revire geç çıkarılma, hastane sevklerinin geç yapılması ya da yapılmaması, hapishanede çalışan sağlık personel sayılarının yetersiz olması sağlık problemi olan mahpusların durumunu kötüleştirebilmekte ve yaşam hakkı ihlaline yol açabilmektedir. 2022 yılı içerisinde, aralarında hasta mahpusların bulunduğu asgari 83 kişi hapishanelerde, 2023 yılı içerisinde ise 22 mahpus yaşamını yitirmiştir” dedi. Hukuka aykırı fiilleri gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma mekanizmalarının iletilmesini talep eden Salman, “Bizler aşağıda isimleri belirtilen kurumlar olarak bu ihlallerin takipçisi olacağımızı belirtiyor, yaşanan hak ihlallerin bir an evvel sonlandırılması için herkesi sorumlu olmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

Rapor, Diyarbakır, Elazığ, Tarsus, Adana F ve T Tipi, Osmaniye T1 ve T2, Antep H, E, L ve Nizip, Urfa T1 ve T2, Hilvan T1 ve T2, Erzincan T, L Tipi ve Kadın, Malatya Akçadağ T Tipi olmak üzere toplam 19 cezaevinde gözlem yapılarak hazırlandı. Raporda, Türkiye’deki 405 cezaevinin 289 bin 974 kişilik olduğunu, ancak Ocak 2023 sonu itibariyle cezaevlerinde 341 bin 497 kişinin kaldığı belirtildi.

19 cezaevinde mahpuslarla yapılan görüşmelere hazırlanan raporda, şu değerlendirmeler yer aldı:

– Bu rapor dönemindeki tespitlerimiz, hapishanelerde ciddi sorunların yaşanmakta olduğunu ve ne yazık ki sorunlara halen çözüm üretilmediğini göstermektedir.
Nitekim; aşırı doluluk ve buna bağlı sorunlar, ayrımcı yaklaşım ve uygulamalar artarak devam etmekte, annesiyle kalan çocuklar, yabancı, kadın, çocuk, yaşlı, engelli, hasta mahpuslar ayrımcılık dahil ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar.

– Ekonomik krizin etkileri içeride de ağır bir şekilde kendisini hissettirmektedir. Mahpusların günlük iaşe bedelleri temel beslenme ihtiyacına dahi cevap olamamakta, mahpuslar kalitesiz ve yetersiz beslenmeye maruz kalmaktadır.

– 2022 yılında 83 ve 2023 yılı içerisinde, en az 22 mahpusun yaşamını yitirdiği bilinmektedir. Yaşam hakkı ihlali, sağlık hakkı ihlali ve işkence ve kötü muamele ile yakından ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim ölüm nedenleri arasında hastalıklara paralel olarak intihar ve şüpheli ölüm olayları dikkat çekmektedir. Yaşam hakkına yönelik ölümle sonuçlanan ihlaller dışında, intihar girişimi, intihara zorlama, ölüm tehdidi ve can güvenliğine yönelik saldırılar da devam etmektedir.

– Hapishanelerde sağlık ve tedaviye erişimde yaşanan sorunlara da çözüm üretilmemiştir. Hastaneye sevk taleplerinin hiç ya da geciktirilerek yapılması, hapishane revirinde hekim ya da uzman hekim bulunmaması, kelepçeli muayene zorlanma, muayene odasında asker bulunması, hastaneye gidişlerde ağız içi aramaya maruz bırakılması, ilaçların düzenli olarak verilmemesi, mahpusa ve ailesine sağlığı ve tedavisine ilişkin bilgi verilmemesi, hastanelerin mahpus koğuşlarının olumsuz koşulları, aylardır hastaneye gidemeyen kanser hastaları, kemoterapiye götürülmeyen mahpuslar, diş tedavilerinin yapılmaması, ağır hasta mahpuslar bakımından, Adli Tıp Kurumu’nun olumsuz raporları, diyet beslenme taleplerinin karşılanmaması, acil durumlarda bile mahpusun ambulans yerine ring aracıyla hastaneye götürülmesi, politik mahpusların tedavisinde kelepçeli muayene ve tedavi zorlaması, hastaneye sevklerde mahpuslara yönelik kışkırtıcı, onur kırıcı davranışlar, yaygınlaşan ağız içi araması, çıplak aramaya zorlanma, kalabalık koğuş nedeniyle salgın hastalık riski, revir doktorunun darp raporu vermemesi, tedaviye erişimin tamamen durdurulması ve benzeri ihlaller devam etmekte, bu ağır sorunlar özellikle ağır ve kronik hastalığı olan mahpuslar bakımından yaşam hakkı ihlallerine zemin hazırlamaktadır.

– Bilindiği üzere, Adalet Bakanlığı tarafından 02.01.2023 tarihinde çıkarılan ‘Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler’ başlıklı 20/1 nolu genelgenin kapsamı gibi uygulaması da çözüm beklentilerini karşılamamış olup, hâlihazırda yetkililerden güçlü bir çözüm talebi bulunmaktadır.

– Hapishanelerde baskı ve işkence kalıcı hale gelmiş, ‘süngerli oda’ diye tabir edilen hücreler işkence hücreleri olarak kullanılmış, saldırı ve işkenceler sonucunda mahpuslar ciddi şekilde darp edilmiş, rapor almaları engellenmiştir. Çıplak arama, ağız içi araması gibi uygulamalar yaygınlaştırılmıştır. Mahpuslar, çıplak, elleri arkadan kelepçelenerek süngerli hücrelere atılmış, küfür, hakaret ve tehdit edilmişlerdir. Sevk, hastane ya da adliye dönüşünde yapılmak istenen çıplak arama uygulamasını kabul etmeyen mahpusların elbiseleri zorla çıkarılarak, darp edilip hakarete maruz bırakılmışlardır. Mahpusların aramalarda ayakkabılarını çıkarıp kameraya doğru sallamaları istenmektedir. İnfaz koruma memurları ve askerlerin hastaneye götürülen mahpusun tuvalet ihtiyacını dahi karşılamadığı, yapılan işkence sonucu bir mahpusun burnunun kırıldığı, gece baskın hücre araması yapılarak, aramalarda eşyaların kırılıp dağıtıldığı şikayetleri giderek artmıştır.

“İletişim hakları ihlal ediliyor”

– Hapishanelerdeki temel sorunlarından biri de tecrit uygulaması olarak da ifade edebileceğimiz iletişim hakkının ihlalidir. Mahpusun dış dünya ile bağını kopararak, sosyal ilişkilerinden ve dayanışmadan yoksun bırakarak uygulanan ağır tecrit yoluyla mahpusların kişiliği yok edilmeye çalışılmaktadır. İletişim yasakları; aile ve arkadaş görüşlerinin, kitap gazete alımının, mektuplaşma hakkının, mektupların karalanması, Kürtçe kitapların verilmemesi, telefon görüşünün kısıtlanması, aylara varan telefon ve ziyaretçi yasağı politik mahpusların görüntülü telefon görüşmesinden faydalanamamaları, aynı hapishanede bulunan mahpusların birbiriyle olan iletişimlerini kesme, ailelerin gönderdiği mektupları vermeme, mektupların yerine ulaşmaması, faksların gönderilmemesi, kargoların verilmemesi, iç mektuplaşmada yaşanan engellemeler, sosyal alan kullanımı, sohbet hakkının sınırlanması ya da tamamen yasaklanması şeklinde uygulanmaktadır.

-Tecrit uygulaması, gerek yaygınlaşması nedeniyle ve gerek S ve Y Tipi hapishanelerin açılması ile başlıca bir sorun ve sorun kaynağı olmuş, İmralı hapishanesinde uygulanan ağır tecrit devam ettirilmiştir. Bu rapor döneminde de; sorunlarının çözümü için muhatap bulamayan, adalete erişimi engellenen mahpusların hak ihlallerini önlemek için açlık grevlerine başvurdukları görülmektedir. İnfazda eşitlik ilkesine aykırılıklar, tahliyesi gelmiş ya da açık cezaevine gitmesi gereken mahpusların ‘iyi hal’ değerlendirmesi adı altında bu haklarından mahrum bırakıldıklarına dair şikayetler artmıştır. Hapishanelerin tümünde keyfi disiplin cezaları, süreli- süresiz yayınlar ve kitap yasakları ile mektup yasakları, resmi kurumlara yazılan yazılar ve suç duyurusu dilekçelerinin gönderilmemesi, yırtılması vb sorunlar devam etmektedir. Mahpuslar “iç sürgün” , sürgün sevk, oda değişikliği talebinin reddi, sevk talebinin reddi sorunları yaşamaya devam etmektedir. Sonuç olarak; İç hukuk, Anayasa, Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları(Asgari Standart Kurallar- Mandela Kuralları) ve uluslararası insan hakları belgeleri kapsamında sorunların kalıcı çözüme kavuşturulması devletin sorumluluğudur.

“Mahpusların sağlık ve yaşam haklarının korunması için koruyucu önlemler alınmalı”

– Ağır hasta mahpuslar başta olmak üzere risk grubundaki tüm mahpusların sağlık ve yaşam haklarını korumak için koruyucu önlemlerin acilen alınması ve serbest bırakılarak tedavi ve yaşam haklarının korunması yönünde acil adımlar atılmalıdır. Giderek yaygınlaşan ve kalıcı hale dönüştürülen tecrit politikasından vazgeçilmesini, işkence, kötü muamele, keyfi yasak ve uygulamalara derhal son verilmelidir.

– Yasal ve uluslararası mevzuat evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında; tespit edilen işkence yasağı, sağlık ve tedavi hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, haberleşme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ihlallerinin sebebi olan cezaevi idaresi ve personeli uygulamalarının ve eylemlerinin sonlandırılması ve idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

– Cezaevlerinde mahpuslara yönelik hukuka aykırı tutum ve davranışta bulunan görevlileri hakkında etkin soruşturma mekanizmaları işletilmelidir. Cezaevlerinde yaşanan sorunlar hakkında ilgili ulusal ve uluslararası kurumlara bilgilendirilme ve gerekli başvuruların yapılması gerekmektedir

-Cezaevlerinde mahpusların mahremiyet hakkına saygı duyulmalı, özel hayatın gizliliğini ihlal eden kameralar derhal kaldırılmalıdır,

– Hastane sevklerinde ağız içi araması uygulaması gibi tacize varan aramaların yapılması ve mahpusların bu uygulamaları kabul etmemesi sebebiyle cezaevi idarelerince aylardan beri onlarca hasta mahpusun hastane sevkleri engellenmektedir. İnsanlık onuru ile bağdaşmayan ağız içi arama uygulamasına ve diğer yasaklı arama usullerine derhal son verilmeli, hasta mahpusların hastaneye sevkleri sağlanmalıdır.

“Hijyen malzemelerine ücretsiz erişimleri sağlanmalı”

– Mahpusların yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi sağlanmalı, vitamin takviyesi yapılmalıdır. Bunun yanı sıra gerek hasta mahpusların gerekse de vejetaryen olan mahpusların yemek düzenlerine dikkat edilmeli, yememeleri gereken yemekleri, gıdaları tüketmeleri noktasında baskı ve zorlama yapılmamalı, buna dair yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekmektedir.

– Cezaevlerinde düzenli ve yeterli sayıda sağlık personelinin bulunması (sayının arttırılması) sağlanmalıdır. Mahpusların sağlık kurumlarına ve hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınması sağlanmalıdır.

– Birçok cezaevinde en temel ihtiyaçlardan olan su ihtiyacının uzun süredir çözümlenememesi sağlığa erişim hakkının ihlali boyutuna varmıştır. Mahpusların kişisel temizliği için acilen hijyen malzemelerine ücretsiz olarak erişimi sağlanmalı öncelikli olarak su sorununun çözülmesi gerekmektedir.

“Mahpusların aile ve avukatlarıyla sağlıklı iletişim kurabilecekleri koşullar oluşturulmalı”

– Cezaevinde kalan mahpusların sağlıklı bir ortamda kalmaları için gerekli temizlik araçları kendilerine verilmeli; olası hastalıkları ve salgınları önlemek amacıyla temizlik ve sağlık konularında titiz davranılması gerekmektedir.

– Mahpusların iletişim ve yazılı başvuruları konusunda yaşadıkları sorunların çözümü sağlanmalı, cezaevinde yaşanılan olağanüstü durumlarda (son süreçte cezaevlerinde yapılan sevk/sürgünler ve bulaşıcı hastalıklar vb.) aile ve avukatlarına sağlıklı iletişim kurabilmelerinin koşulları oluşturulmalıdır.

– Mahpuslara ve ziyaretçilerine ulusal ve uluslararası mevzuatın gereği olarak insan onuruna yaraşır bir muamele gösterilmeli; güvenlik gerekçesiyle dahi olsa cezaevi girişlerinde yapılan aramalar onur kırıcı olmamalıdır. Söz konusu uygulamayı gerçekleştiren personeller hakkında yasal işlemler ilgili cezaevi savcılığıyla gerçekleştirilmelidir.

“Bağımsız ulusal denetim mekanizmaları oluşturulmalı”

– Mahpusların cezaevi koşullarında sosyalleşebilmesi, infaz sürelerinde sosyal ilişkilerden kopmamaları, bedensel ve ruhsal sağlıkları açısından ortak alan faaliyetleri büyük önem arz etmektedir. Mahpusların beden ve ruh sağlıkları için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmamalıdır. Pandemi ile birlikte başlayan süreçte mahpusların ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmaması mahpusların içinde bulunduğu tecrit koşullarının ağırlaşmasına neden olmuştur.

– Cezaevlerinde mahpuslara yönelik işkence ve kötü muamele uygulamalarından derhal vazgeçilmeli; hukuka aykırı fiiller gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma mekanizmaları işletilmelidir.

– İnceleme yapan kurum üyeleri ve yetkilileri; cezaevi rejimi, fiziki koşullar ve mahpuslara hukuka aykırı gerçekleştirilen muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolüne uygun şekilde ‘bağımsız’ ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması için hükümeti derhal gerekli çalışmaları başlatmaya davet etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x